"Benim bu mescidimde kılınan bir namaz, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan hayırlıdır. Mescid-i Haramda kılınan bir namaz ise, diğer yerlerdeki yüzbin namazdan efdaldir."
"Muhakkak zaman, Allah'ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır."
Hadis (Yeryüzünde hiçbir müslüman yoktur ki..
Hz. Ebu Hüreyre Radiyallahu Anh'dan rivayet edildiğine göre Resûlü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Yeryüzünde hiçbir müslüman yoktur ki, farz namaz için hakkıyla abdest alsın da, o gün ayaklarının yürüdüğü, ellerinin tuttuğu, gözlerinin baktığı, kulaklarının dinlediği, dilinin söylediği, nefsinin arzuladığı kötü şeyler ondan affedilmesin.G
(İbni Asakir)
Hz. Enes'den rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:
"Bir cemaat Allah'ı zikretmek için bir yerde otururlarsa, bir münadi gökten onlara şöyle nida eder:
"Allah'ın mağfiretine nail olmuş olarak kalkınız.
(Ahmed bin Hanbel)
Hadis (Bir kulun kalbinde dünya sevgisi uyanırsa...
Hz. Ebu Said'den rivayet edildiğine göre Resûlü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurdular:
"Bir kulun kalbinde dünya sevgisi uyanırsa, Allah onu şu üç hasletle mübtela kılar: Uzun emeli (sayısız istekleri) olur, sonunu getiremez.
Bitmez tükenmez ihtiyaca düşer. Öyle bir meşgaleye tutulur ki, sıkıntılarından kendini kurtaramaz."
(Deylemi)
Hadis (Allah (c.c.) bir ümmete gadab ederse...
Hz. İbn-i Abbas'tan rivayet edildiğine göre Resûlü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Allah (c.c.) bir ümmete gadab ederse; onların pazarında pahalılık, çarşısında kesadlık olur. Aralarında fesad çoğalır ve iş başındakilerin
zulmü artar. Bundan sonra zenginleri zekat vermez, yöneticiler, halkı iyi idare etmez ve fukarası da namaz kılmaz olur."
(İbni Neccar)
Hadis (Cennet ve Cehennemin duası ...
Hz. Enes'den rivayet edildiğine göre Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem şöyle buyurdular:
"Müslüman bir adam üç kere Cenneti Allah'dan isterse, Cennet şöyle der: "Allahım, onu cennete sok."
Ve müslüman bir adam üç kere Cehennemden uzaklaşmayı Allah'dan isterse, Cehennem şöyle der: "Allahım onu benden uzaklaştır."
(Ahmed bin Hanbel
Hadis (Bir cemaat Allah'ı zikretmek için bir yerde otururlarsa...
Hz. Enes'den rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:
"Bir cemaat Allah'ı zikretmek için bir yerde otururlarsa, bir münadi gökten onlara şöyle nida eder:
"Allah'ın mağfiretine nail olmuş olarak kalkınız.
(Ahmed bin Hanbel)
Hadis (Kim olursa olsun yapılan iyiliğe Allah cc. mutlaka sevap verir ...)
Hz. Ibni Mes'ud Radiyallahu Anh'dan rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:
"Kafir veya müslüman bir adam bir iyilik yaparsa Allah teala ona sevap verir."
Denildi ki: "Kafire sevap nasıl olur?
Buyurdu ki: "Eğer o sıla-i rahim yapsa veya bir sadaka verse veya bir hasene işlese, Allah ona mal, çocuk, sıhhat ve bunun benzerlerini verir."
Denildi ki: "Ahirette karşılığı nedir?"
Buyurdu ki: "Azabı hafif olur.
(Beyhaki/fiuab
Hadis (Hastalıktan dolayı yapılamayan hayırları da Allah cc. yapılmış gibi yazar ...
Hz. Ukbe ibni Amr'dan rivayetle Efendimiz Aleyhissâlü Vesselâm buyurdular ki:
"Gün içinde yapılan hiçbir amel yoktur ki, günün sonunda onun üzerine mühür vurulmasın."
Bir mü'min hasta olunca melekler derler ki:
"Ey Rabbimiz! Kulun falancayı hastalıkla amelden hapsettin."
Rab şöyle buyurur:
"İyileflinceye veya ölünceye kadar, evvelce her gün yaptığının misli ile onun amellerini mühürleyin."
(Ahmet bin Hanbel)
Hadis (Allah cc. bir kula musibet veya daha fazlasını vermişse...
"Allah (c.c.) bir kula bir musibet veya daha fazlasını vermişse, bunu, ancak bu musibet sebebiyle
bir günahını silmek veya ulaştıracağı bir dereceyi ona vermek gibi iki seçenekten biri için vermiştir."
(Ebu Nuaym)
Hadis (Emanette güvenilirliğin mükafatı...
Ebu Musa el-Eş'arî'den rivayetle, Resûlü Ekrem Aleyhisalatü Vesselam buyurdular ki:
"Sorumluluğuna bırakılmış malı, verilmesi istenilen kimselere gönül hoşluğu içinde eksiksiz şekilde teslim eden güvenilir bir müslüman veznedar; (yaptığı tüm ödemeleri, kendi malından) tasadduk etmiş gibi sevap kazanır."
(Buhari/Zekat 25; Müslim/Zekat 79)
Milyarlar, trilyonlar kendisine emanet edilmiş (güvenilir) bir veznedar, vazifesini gönül hoşluğu içinde, eksiksiz şekilde yerine getirirse, Allah onun elinden geçen bu milyarlarca lirayı sanki kendi malıymış da ihtiyaç sahiplerine sadaka olarak dağıtıyormuş gibi kabul eder. Dürüstlüğünden dolayı onu büyük sevaplarla ödüllendirir.
"Sevdiğin kimseyi severken sevginde ölçülü ol. Günün birinde düşmanın olabilir. Kızdığın kimseye de kızmakta çok ileri gitme, ihtiyatlı ol, bir gün olur, senin dostun olabilir."
(Tirmizi/Birr 60)
Hayatın türlü türlü cilve ve değişmeleri vardır. Bugün dost olan yarın düşman, bugün düşman olan da herhangi bir münasebetle yarın dost olabilir.
Binaenaleyh, dostluk, bütün sırlarını ortaya dökmek, tedbiri elden bırakmak noktasına vardırılmaması gerektiği gibi; düşmanlık da ileride birbirinin yüzüne bakamıyacak dereceye getirilmemelidir. Akıl ve sağduyu bunu gerektirir. İşte, bu hadiste Resul-i Ekrem Efendimiz ümmetine bu gerçeği hatırlatıyor.
"Şaraptan (ve sarhoş eden bütün alkollü maddelerden) sakınınız, çünkü o, her kötülüğün anahtarıdır."
(Hakim, Beyhaki)
---
Bu hüküm, rakıya, votkaya, viskiye kısaca sarhoş eden her maddeye şamildir. Haram kılınış sebep ve illeti, sarhoşluk vermesidir. Cenab-ı Hak islam’ın ilk yıllarında, "Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız" mealinde olan ayet-i celile ile, önce sarhoş iken namaz kılmayı men etmiş ve sonra da kat’i surette bütün alkollü içecekleri haram kılmıştır.
Alkollü maddeler öyle bir zehirdir ki, azı, çoğuna davet eder. Bu yüzden alkolün sarhoş etmeyen azının bile içilmesi yasaklanmıştır. İnsanların yüzde doksanı, iradelerine hakim olamadıklarından ve küçükler iyi ve kötüyü fark edecek çağda bulunmadıklarından, az derken gitgide çoğaltır ve sonra kurtulmak zor olur. İş işten geçtikten sonra, nedamet ve pişmanlık fayda vermez.
Kendisine (bir şey) emanet edildiği vakit hıyanet etmekten çekinmez."
(Buhari-Muslim-Tirmizi)
---
Nifak, insanın içi dışına ve dışı içine uymaması halidir. Bu durum kimde görülürse, münafık sayılır.
Yalan, her din ve millette kötü ahlaktan sayılır.
Söze gelince, insan bir şey va'd edince bir engel olmadıkça mutlaka yerine getirmesi lazımdır. Va'din yerine getirilmemesi, yalan ve emanete hıyanet kadar alçaklık değilse de insan şeref ve haysiyyetine zıt ve yalana benzer bir kötülüktür.
Emanete riayet ise, insan faziletlerinin en mühimlerindendir. Burada emanetten maksat, yalnız mal emaneti değildir. İfa ve muhafazası icabeden her şey emanettir. Mesela, vazife emanettir, sır bir emanettir...
Resûlullah Efendimiz, beşikten mezara kadar ilim arayın, ilim öğrenenin buyurmuşlardır. O halde, çalışıp elde edilen bu ilmi artıracak yerde, onu terk edip unutmak büyük afettir.
Amellere, Allah katında değer kazandıran, ruh verip hayatlandıran niyetlerdir.
Rabbimiz, yapılan işin dış görüntüsüne, insanların onu değerlendiriş şekline bakmaz. O, işi yapan kişinin duygu ve niyetine bakar. İhlasına değer verir. Herkese de niyetine göre sevap yazar.
Bu sebeple, insan amelinde rıza-yı İlahîyi temel almalı; insanların beğenisini, takdirini, övgüsünü esas maksad yapmamalıdır.
İyi niyet ve ihlastan yoksun bir fiilin, amel ne kadar büyük ve faydalı olursa olsun, Allah katında hiçbir değeri yoktur.
"İyi arkadaş, misk satan gibidir.Sana misk vermese de güzel kokusundan yararlanırsın.
Kötü arkadaş ta demirci körüğü çeken gibidir. Üzerine kir bulaşmasa da dumanı siner."
(Ebu Davud)
---
İnsan dost ve arkadaşının halinden mutlaka etkilenir. İyi dost ve arkadaşlar, insanı iyi yola çekerken, kötü dost ve arkadaşlar da, kişiyi kötü yola iterler, çeşitli günahlara sokarlar.
Bu sebepledir ki, insan daima iyi insanlarla dost ve arkadaş olmalı, kötü kişilerin dostluk ve arkadaşlığından uzak durmalıdır.
Hadis (Dertlerini söylemeye yetenekleri olmayan hayvanlar hakkında, Allah'tan korkunuz...
"Dertlerini söylemeye yetenekleri olmayan hayvanlar hakkında, Allah'tan korkunuz; onlardan binmeye elverişli olana bininiz, yemeğe yarayanı yeyiniz."
(Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud, İbn-i Hibban)
---
Cenab-ı Hak, insanların faydalanması için yarattığı hayvanları, insanların emirlerine ve hizmetlerine amade kılarken aynı zamanda, söylemeye ve hallerini anlatmaya güçleri olmayan bu mahluklarını, insanların merhamet ve şefkatine emanet kılmıştır. İnsan, onlardan yararlanırken iyi muamele edecek, aç ve susuz bırakmayacak, dövmeyecek ve fazla yük yükleyerek onlara sıkıntı vermeyecektir.
Hayvanlara kötü muamelenin günah ve vebalinin büyüklüğündendir ki, Asr-ı Saadet’ten başlayarak belediye zabıtası vazifesi gören görevlilere, hayvanlar hakkındaki hareketlere nezaret etmek ve merhametsiz ve insafsız hareket edenleri cezalandırmak vazife ve salahiyyeti tevdi olunmuştur
"Kim, canlı bir yaratığa işkence eder, sonra tevbe etmeden ölürse, Allah ona kıyamet gününde şiddetli azap eder."
(Ahmet)
---
Bu hadîs-i şerifte, Peygamberimiz, ister insan olsun, isterse hayvan, her türlü canlıya yapılan işkence ve eziyeti yasaklamaktadır. Mü’min işkenceci olamaz.
İşkenceci insan, yaptığı işkencelerden pişman olup tevbe etmeden ölürse, kıyamet gününde Allah ona, bu dünyada yaptığı işkencelerin hesabını en şiddetli şekilde soracak; işkenceden işkenceye uğratacaktır.
Hadis (Gerçek yoksul ...)
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Gerçek yoksul, ihtiyacını karşılayacak bir şeyi olmayan, kendisi de kalkıp insanlardan bir şey istemeyen kimsedir."
(Buharî)
---
İnsanlara ihtiyacını arzedip dilenen insan, gerçek yoksul değildir.Zira o, dilenme yoluyla, geçimini sağlayabilmektedir.
Gerçek fakir ve yoksul kimse, ihtiyacını karşılayabilecek hiçbir şeyi olmayan, buna rağmen kendisi insanlara el açıp da istemeyen kimsedir.
Bu gibi kişileri arayıp bulmak, onların zaruri ihtiyaçlarını gidermek zengin mü’minler üzerine bir vecîbedir. Sadaka ve yardımların en makbûlü, bu gibi kimselere yapılan yardımlardır.
Hadis (Kim, duasının kabul edilmesini ve sıkıntılarının giderilmesini isterse: ...)
"– Kim, duasının kabul edilmesini ve sıkıntılarının giderilmesini isterse, zor durumda olan birisini sevindirsin."
(İbn-i Ebi’d-dünya)
Zor durumda kalan, ihtiyaç içinde kıvranan kimseye yapılan yardım, Allah katında makbul bir davranıştır. Allah, darda kalanı rahatlatan, zora düşeni sevindiren kulundan razı olur. Mükafat olarak, onun sıkıntılarını giderir. Yaptığı duaları geri çevirmez, kabul buyurur.
"İnsana yeterli ve ibadetlerine engel olmayan az mal (az gelir), insanı ibadetlerden oyalayan çok maldan (yüksek gelirden) daha hayırlıdır."
(Ahmed)
Servet sahibi olmanın, çok mal kazanmanın ve bu serveti muhafaza etmenin bir bedeli vardır. İnsanın vaktinin çoğunu kendine hasreder.
Malı arttıkça insanın malıyla olan meşguliyeti, ilgilenmesi de artar.
Çünkü servet ve zenginlik gökten yağmaz. Kişinin kazanma bilgisi, mala ilgisi, vakit ayırma nisbeti ile ilişkilidir.
Bu sebeple çok mal ve bol kazanç, ekseriyetle insanı hakiki görevi olan dini hayattan, ibadetlerden alıkoyan bir meşgale yoğunluğunu da beraberinde getirir.
Dünya, hak ile batılın mücadele meydanıdır. Hz. İbrahim (as)’ın karşısına Nemrud, Hz. Musa’nın karşısına Firavun, Hz.Peygamberin karşısına Ebu Cehil, Ebu Leheb çıktığı gibi; hak yolda yürüyen, doğruluktan ayrılmayan, hidayet üzere gidenlerin karşısına da batıl ve dalalet ehilleri, Nemrud, Firavun ve Ebu Cehillerin takipçileri, her zaman çıkmıştır ve kıyamete kadar da çıkacaktır.
Hak yolun yolcusu bu gerçeği asla unutmamalıdır.
Hadis (Allah'ı zikretmenin dışında herşey birer boş oyun veya gaflettir. Ancak şu 4 husus hariç:...)
Hizmetçine (işçine) yedirdiğin senin için sadakadır."
(Ahmed)
---
"Bir kimsenin kendisine, başkalarına muhtaç olmamak için yaptığı harcama, sadakadır. Bir kimsenin eşine, çocuklarına ve diğer aile bireylerine harcadıkları da sadakadır."
– (Birbirlerini günaha sokan) kadınlar yüzünden erkeklere; erkekler yüzünden de kadınlara yazıklar olsun! diye seslenir..."
(İbn-i Mace-Hakim)
---
Erkek ve kadınlar birbirleriyle imtihan edilmektedir. Erkek-kadın ilişkileri ya İslamın koyduğu ölçüler içinde meşru çizgide sürdürülür veya meşru çizgi aşılır, haram ve günahlara sapılır.Birbirini günaha sokan bir ilişkiye yazıklar olsun...
Kim açıklama yapmadan kusurlu bir mal satarsa...
Resûlü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Her kim (piyasada) zam ve pahalılık meydana getirmek için fiyatlarla oynarsa, kıyamet gününde, ateşin en korkunç derecesiyle ona azap etmek Allah'a bir hak olur."
(Ruzeyn)
---
Piyasada spakülasyon yaparak fiyatlarla oynamak, sun’i zamlara sebep olup kazancını bu yolla artırmak uğursuz bir kazanç yoludur.
Bir topluluk içinde devlet malından hırsızlık yaygınlaşırsa...
"Bir topluluk içinde devlet malından hırsızlık (hortumlamalar) yaygınlaşırsa, Allah o işe bulaşanların kalplerine (huzur ve güven duygusunu alıp) korku verir."
(İmam Malik)
---
Devlet malından hortumlama yapan kimselerin iki yakaları bir araya gelmez. Dünyada huzur ve güven duygusunu tadamazlar.
Siz öyle bir işi üzerinize almış bulunuyorsunuz ki...
Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem (Medine'de) ölçü ve tartı işleriyle meşgul olanlara şöyle buyurdu:
– Siz öyle bir işi üzerinize almış bulunuyorsunuz ki, sizden önceki (nice) ümmetler bu yüzden (tartıdaki hileler ve yalanlar sebebiyle) yok edildiler (tarih sahnesinden silinip gittiler.)"
(Tirmizi, Hakim)
Kolaylık göster ki sana da kolaylık gösterilsin ...
Resûlü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"(İnsanlara) muamelelerde hep kolaylık gösteren ol ki, sana da kolaylık gösterilsin."
(İmam Ahmed)
---
"Mü’minlerin en faziletlisi:
– Bir şey satın alırken,
– Bir şey satarken,
– Borcunu öderken,
– Alacağını isterken
kolaylık gösteren kimsedir."
[Taberani]
Ahiret ameli ile dünyayı elde etmeye çalışan kul ...
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Ahiret ameli ile dünyayı elde etmeye çalışan kul, ne kötü kuldur."
(Taberani, Tirmizi)
---
Ahirete ait ameller ihlasla, Allah rızası için yapılmalıdır. Dünya çıkar ve kazançlarına alet edilmemelidir. Âhiretini dünyayı kazanmaya basamak yapan kul, Allah yanında en kötü kuldur.
Sevap kazanmayı hak ettiren ve imanı da kemale erdiren 3 şey ...
"Allah'ın sana vermediği rızkı, sana hiçbir kimse veremez. Verdiği rızka da, hiç kimse engel olamaz."
(Taberani)
---
Rızıkları veren, rahmeti sonsuz Allah'tır.
Allah'ın kuluna takdir ettiği rızkı ve kazanımları engelleyecek hiçbir kuvvet yoktur. Allah'ın vermediği, kısmet etmediği rızkı ve nimetleri de hiçbir güç ona ulaştıramaz.
"Kim müslümanların derdini kendine dert edinmezse, onlardan değildir."
(Taberani)
---
Her müslüman, diğer müslümanların dertlerini, acılarını, sıkıntılarını kendi derdi bilmeli; sıkıntıda olanlara elinden gelen destek ve yardımı vermekten geri durmamalıdır.
İnsanı anası, üzerinde hiçbir giysi olmaksızın ve çıplak olarak doğurur...
"İnsanı anası, üzerinde hiçbir giysi olmaksızın kırmızı tenli (çıplak) olarak doğurur. Sonra Allah ona giyeceğini ve yiyeceğini verir."
(İbn-i Hibban)
---
İnsan, dünyaya varlıksız, bilgisiz, çıplak olarak geldiğini unutmamalıdır.
Dünyada ona bilgi kazandıran, elbise giydiren, yediren, içiren, kazanç yollarını gösteren, belli makam ve mevkilere getiren Rabbine daima şükür ve hamdetmelidir.
"Kulun dünyada iki gözünü alıp ta sonra onu cehenneme koyması Allah Tealanın şanına uygun değildir."
(İmam Ahmed, Taberani)
---
"Kula verilen musibetlerin en büyüğü gözlerinin alınmasıdır. Kim böyle gözünden imtihan edilir de Allah’a kavuşuncaya kadar sabrederse, hesaba çekilmeden Allah’ın nimet ve cemaline nail olur."
(Bezzar)
Kulun başına gelen en korkunç bela ve musibet...
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Kulun başına gelen en korkunç bela ve musibet Allah'a şirk koşmaktır."
(Bezzar)
---
Kişinin Allah’a imanda şüpheye düşmesi veya tevhid inancından sapıp şirke girmesi, ona bela ve musibet olarak yeter. Çünkü bu musibetin ebedî azaptan başka hiçbir çıkış yolu ve tesellisi yoktur.
"Yaprağın ağaçtan döküldüğü gibi, Allah da hasta kulunun günahlarını bedeninden döküp affeder, manen temizler."
(İbn-i Hıbban)
---
"Mü’minin başına gelen bir ağrı veya hastalık, günahı Uhud dağı kadar bile olsa, keffaret olup temizler. Öyle ki, müslümanın hardal tanesi kadar bile günahı kalmaz."
Tarih: Pzr Ağu 02, 2009 7:34 pm Mesaj konusu: (İçi başka dışı başka olmak ...)‏
(İçi başka dışı başka olmak ...)
İbn-i Ömer den (Radiyalahu Anh):
"Kıyamet günü azabı en şiddetli olan, hiçbir hayra sahip olmadığı halde, kendisini insanlara hayırlı imiş gibi gösteren kimsedir."
(Deylemi)
---
Allah içi başka, dışı başka insanları hiç sevmez.
Kişi, dışarıda, insanların önünde, vitrininde hayırlı görüntüler sergilerken; gerçekte iç âleminde hayırlara kapalı, iyiliklerden uzak olması; büyük bir talihsizliktir.
Böylelerini âhirette büyük bir azap beklemektedir.
Müminler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki O’nun merhametine nail olasınız." (Hucurat, 10)
Resul-i Ekrem Efendimiz' den (ASM)
Ashabdan Cerir b. Abdullah, Hz. Peygamberin, kendisinden şu üç şeyi yapmak üzere biat istediğini bildirir: “Namaz, zekât ve bütün müslümanların hayrını isteme (nasihat).”
“Müslümana kötü söz söylemek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür” (Hadis-i Şerif).
“Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu desteğinden mahrum bırakmaz. Bir kimse için müslüman kardeşini hakir görmek kadar büyük bir kötülük yoktur.” (Hadis
"Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder."
[Gunye]
---
"Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır."
[Ebu Yala]
---
"Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip 'Ya Rabbi onu mağfiret et' derler."
[Ebû Muhammed]
---
"Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, 'Geçmiş günahların affoldu' der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.
[Taberânî]
Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem bir gün minbere çıkmışlardı. Bir ara üç kere "Âmin" dediler.
Minberden indikten sonra Ashab-ı Kiram sordu:
"O anda ne ile meşguldünüz, ya Resulallah?
Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şu açıklamada bulundu:
O anda Cebrail geldi, şöyle dedi:
'Bir kul Ramazan'a erişir de affolunmadan çıkarsa, burnu yerde sürünsün.'
Ben de 'Âmin' dedim.
Sonra tekrar dedi ki:
'Bir kulun yanında senin ismin söylenir de, sana salavat getirmezse, burnu yere sürünsün' dedi.
Ben de 'Âmin' dedim.
Daha sonra da şöyle dedi:
'Bir kul anne-babası veya ikisinden birisi yanında bulunur da, rızalarını kazanmayıp Cennete giremezse, onun da burnu yere sürünsün' dedi.
Ben de 'Âmin' dedim."
(Beyhaki, 4:304; et-Tergîb ve’t-Terhîb, 2:426.)
Bayram Sevinci ...
Enes ibni Malik Radiyallâhu Anh anlatıyor:
Cahiliye devrinde yılda iki gün vardı ki, halk o günlerde eğlenirdi. Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem Medine’ye gelince şöyle buyurdu:
"Sizin de eğleneceğiniz iki gününüz var. Allah, Cahiliye devrindeki o günlerin yerine size daha hayırlısını verdi. Onlar Ramazan ve Kurban Bayramı günleridir."
(Nesâi, İydeyn: 1)
---
Ramazan ve Kurban Bayramlarının dinimizdeki önemi, İslâmın iki temel ibadeti olan oruç ve hac ibadetiyle ilgili olmalarından kaynaklanır.
Ramazan Bayramı oruç ibadetine duyulan bir şükrün sevincidir, Kurban Bayramı da kurban ve hac ibadetinden dolayı duyulan bir şükrün sevincidir.
Ramazan Bayramı, oruç gibi bir ay süren meşakkatli bir ibadete gösterilen sabır imtihanının başarılması demektir.
Nefislerini bir ay süreyle Allah rızası için yeme, içme ve cinsel arzularından alıkoyan mü’minler, böylesine bir bayramı hak ederler. Ramazan Bayramı bu anlamda bir aylık Ramazan orucunun toptan iftar vaktidir. Bu sır içindir ki, bu bayrama "Fıtır Bayramı" adı verilmiştir.
Her gün oruçlarını kusursuz tamamlayanların iftarla sevindikleri gibi, bir ayı tamamlayanların da bayramla sevinmeleri, Ramazan Bayramının en manalı ve duygulu bir yönünü teşkil eder.
Her sene bu iki bayramı kutlamanın sevincini yaşarız. Allah’a olan şükrümüzü bir kat daha arttırmaya çalışırız.
Bu arada bayram münasebetiyle birkaç gün mail atamayacağız. Hepimizin bayramı mübarek olsun ...
Mümin diliyle de cihad eder .
Ka’b bin Malik’ten (Radiyallahu Anh):
Resulullah Aleyhissâlatü Vesselâm buyurdular ki:
"Mü’min kılıcıyla olduğu gibi, diliyle de cihad eder."
(Müsned)
---
Cihad, yani düşmanla savaş ve mukaddeslerin savunmasını yapmak; sadece harp meydanında silahla yapılan mücadeleden ibaret değildir.
Silahla düşmandan korunma sağlandığı gibi, onlardan gelen tenkid ve itirazlara sözle cevap vermek, yazıyla karşı çıkmak da önemli bir savunma aracıdır.
Hatta günümüzde gazete, radyo ve televizyon kanallarını kullanmak çok mühim bir hizmettir. Manevî cihat sayılır.
Şu halde cihadı, sadece silahlı eylemden ibaret görmemeli; bilhassa günümüzde sözle, yazıyla, görsel medyayla da İslamı yayma ve savunma hizmetinin gerekli olduğu bilinmelidir.
Öyle bir zaman gelecek ki ...
Ebu Hureyre’den (Radiyallahu Anh):
– Resûlullah (Aleyhissâlatü Vesselâm) buyurdu ki:
"Öyle bir zaman gelecek ki, kişi eline geçen malın helalden mi, haramdan mı olduğuna aldırış etmeyecektir."
(Neseî)
---
Bu hadîs-i şerifte, helal-haram titizliğinin ortadan kalktığı, elde edilen kazancın helal olup olmadığına bakılmadığı günümüze işaret vardır.
Helal-haram inancı zayıfladığı içindir ki, cemiyette yolsuzluklar, hırsızlıklar, devleti dolandırmalar, rüşvetler, nüfuz suistimalleri alabildiğine yaygınlaşmıştır.
Bu toplum kirini temizlemenin yolu, fertlere helal lokma titizliğini yeniden kazandırmaktan geçer.
"Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur!."
(Riyazü’s-Salihin, C.2,S.510,2.)
---
Demek ki, bir aylık Ramazan orucundan sonra Şevvâl'de de altı gün oruç tutarak orucunu otuz altıya çıkaran kimse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap almaktadır.
Âlimlerimiz, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi sevap almanın izahını şöyle yapmaktalar:
Ramazan boyunca oruç tutan insan her orucuna on sevap almışsa yekûnu üç yüz eder. Şevvâl ayında tuttuğu altı orucuna da onardan altmış sevap alınca, eder üç yüz altmış. Yani bir sene.. Dolayısıyla hadîsin işaret ettiği sırra nâil olur. Bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi mânevî kazanç elde edebilir.
Abdullah ibni Abbas Radiyallâhu Anhümâ rivayet ediyor:
"Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, oruçlunun boş, çirkin ve ölçüsüz sözlerden temizlenmesi ve fakirlere bir azık olması için fıtır sadakasını emretti. Kim bunu bayram namazından önce öderse, o makbul bir sadaka olur. Kim de bayram namazından sonra verirse, o başka vakitlerde verilen sadakalardan birisi olur."
(İbni Mâce, Zekât: 21)
Nasıl sevinçli bir insan etrafındakilere hediyeler dağıtırsa, orucunu tamamlayan ve Yaratıcısına biraz daha yaklaşan mü’min de bu sevinci fıtır sadakasını vermekle bir kere daha yaşama imkanı elde eder.
Oruçlunun uykusu ibadettir ...
Abdullah ibni Hars Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
"Oruç tutan insanın uykusu ibadettir, susması da tesbih sayılır. İyilik ve ibadetlerine kat kat sevap verilir. Duası kabul olunur, günahları da affedilerek silinir."
(Kenzü’l-Ummal, 3:327)
Hidayete Vesile Olmak ...
Sehl bin Sa’d’den (Radiyallahu Anh):
– Allah Resûlü (Aleyhisselâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Vallahi, senin yaptığın hidâyet çalışmanla birinin doğru yolu bulması, senin için kırmızı deve sürülerinden daha hayırlıdır."
(Ebû Dâvud)
İnsanları hidayete ve doğru yola sevketmekten ve buna vesile olmaktan daha büyük bir hizmet, daha sevaplı bir hayır ve iyilik yoktur.
Şükür ve Sabır üzerine ...
Ebû’d-Derdâ (Radiyallahu Anh) rivayet ediyor:
– Allah Resûlü (Aleyhisselâtü Vessalâm) sağlıktan ve sağlığına şükreden kimsenin alacağı sonsuz sevaptan söz etti.
Sonra belâdan ve sabrettiği takdirde belâya uğrayan kimsenin alacağı mükafatın bolluğundan söz etti.
(Bu anlatılanları dinledikten sonra) dedim ki:
"Afiyette olup da şükretmem, bana, hastalanıp sabretmemden daha kolay ve tercihe değer gelir."
Bunun üzerine Allah Nebîsi de şöyle buyurdu:
"Şüphesiz Allah senin (tercihinle) birlikte (dir) afiyeti (sağlığı) pek sever."
(Taberânî)
---
Allah, kulun âfiyet halinde kendisine şükür ve hamdetmesini daha çok sever ve ister.
En hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyendir...
Ebû Hureyre’den (Radiyallahu Anh):
– Bir adamın Hz. Peygamber’den (Aleyhisselâtü Vesselâm) bir deve alacağı vardı. Geldi istedi.
"Haydi onu verin!" dedi. Aradılar bulamadılar. Ancak değerde ondan üstün olan bir başka deve buldular.
"Onu verin!" buyurdu.
Bunun üzerine adam:
"Bana borcunu çok güzel şekilde ödedin. Allah sana daha iyisini ihsan etsin!" dedi.
Hz. Peygamber de bunun üzerine şöyle buyurdu:
"En hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyendir."
(Buhari-Müslim)
Mü'min yalancı olabilir mi? ..
Safvân bin Süleym’den (Radiyallahu Anh):
– Dedik ki:
"Ey Allah’ın Resûlü! Mü’min korkak olur mu?"
"Evet olabilir" buyurdu.
Şöyle denildi:
"Peki mü’min cimri olur mu?"
"Evet olabilir" buyurdu.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız