'Biriniz ezanı işitince (yiyip-içtiği) kap elinde ise, ihtiyacını görünceye kadar onu bırakmasın.'
(Ebu Dâvud, Savm: 1
---
Peygamberimiz her konuda ümmetine kolaylığı tavsiye etmiş, onları sıkboğaz etmemiş, oruca hazırlık için kısa bir süre de kalmış olsa yemek ihtiyacının giderilmesine dikkat çekmiştir.
Ezan okunduğu anda bile geç kalınmışsa birkaç dakika içinde önündeki yemeğin bitirebileceği müsaadesini vermiştir.
Allah'tan en çok korkanınız benim ...
Hz. Âişe annemizden (Radiyallahu Anh):
– Allah Resûlü (s.a.v.) ashabına takat getirebilecekleri bir amel emrettiği zaman ashap şöyle derlerdi:
"(Bize daha fazlasını emret) Biz senin gibi değiliz, çünkü Allah senin yaptığın ve yapmadığın tüm günahlarını bağışlamıştır (biz öyle miyiz ya?)."
Hz. Peygamber, bu sözlere mübarek yüzünde belli olacak derecede öfkelenirdi. Sonra şöyle buyururdu:
"Allah'tan en çok korkanınız, O’nu en çok (ve iyi) bileniniz benim."
(Buhârî)
---
Allah Resûlü, İslâm dinini yaşanması kolay bir din olarak takdim eder; Allah’a daha çok yakın olma veya ondan daha çok korkma adı altında, dinin halk çoğunluğunun uygulamakta zorlandığı bir hale getirilmesine şiddetle karşı çıkardı.
Annelik ve şehitlik ...
İbn Ömer’den (Radiyallahu Anh):
– Allah Resûlü (Aleyhisselâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Kadın gebeliğinden doğuruncaya kadar ve doğurduktan sonra da çocuğu sütten ayırıncaya kadar, Allah yolunda nöbet tutan gibidir. O süre içinde ölürse şehitlik ödülünü alır."
(Taberânî)
---
Annelik kadının en kutsal görevlerindendir. Anne adayı bir hanım, gebeliğinden çocuğunu büyütüp sütten ayırıncaya kadar Allah katında ulvi bir görev ifa eder. Bu süreyi Allah ibadet hali kabul eder. Vefat durumunda şehitlikle ödüllendirir.
En güçlü yaratılan şey ...
Hz. Enes’ten (Radiyallahu Anh):
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Allah yeryüzünü yarattığı zaman ileri geri sallanmaya başladı. Bunun üzerine ona dağları bir kazık gibi çakıverdi de yeryüzü istikrar buldu.
Melekler dağların şiddetine şaşırarak sordular: "Rabbimiz! Bu dağlardan daha güçlü bir şey yarattın mı?"
"Evet, demiri yarattım."
"Demirden kuvvetli bir varlık yarattın mı?"
"Evet ateşi."
"Ateşten güçlü bir şey yarattın mı?"
"Evet suyu."
"Sudan güçlü bir şey yarattın mı?"
"Evet rüzgarı."
"Rüzgardan daha güçlü bir şey yarattın mı?"
"Evet, Âdemoğlunu. Sağ eliyle verdiğini sol elinden gizleyerek sadaka verdiği zaman (insan, bütün bunlardan güçlü olur.)"
(Tirmizi/Tefsir-Muavvizeteyn 2)
Bekarlar yoksuldur ...
Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Karısı olmayan adam yoksuldur."
"Çok malı olsa da mı?"
"Çok malı olsa da."
"Kocası olmayan kadın da yoksuldur."
"Çok malı olsa da mı?"
"Çok malı olsa da."
(Cem’ul-fevâid)
---
Allah kadınla erkeği birbirine muhtaç yaratmıştır. Karısı olmayan erkek de, kocası olmayan kadın da mal sahibi olsalar bile eksiklik ve ihtiyaç içindedirler.
Haram Aylar ...
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır."
Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
"Oruç tutunuz, sağlıklı olursunuz."
(et-Tergib ve’t-Terhib, 2:83)
---
Hz. Ali Radiyallâhu Anhın rivayetine göre bu konuda Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuşlardır:
"Allah Tebâreke ve Teâlâ, İsrailoğulları peygamberlerinden bir peygambere şöyle vahyetti:
Kavmine bildir, hangi kul, bir gün oruç tutarsa, ben onun cismine sağlık ve âfiyet veririm, mükâfatını da büyütürüm."
(Kenzü’l-Ummâl, 8:447)
---
Midenin ve diğer sindirim organlarının dinlenmeye, istirahata ihtiyaçları vardır. Bu sayede vücut fazladan biriken yağları eritir, zindeleşir. Bu dinlenme sırasında kalp, zikir ve duadan gelen gıdaları rahatça alır. Bu duygular sırf o mide fabrikası için yaratılmadıklarını anlayarak, gerçek vazifelerine koşarlar.
"Kalp ve ruh, akıl, sır gibi letâifin (lâtifelerin) o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat (yücelişleri) ve tefeyyüzleri (aldığı feyizler) vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumâne gülüyorlar."
Oruç bedenin zekatıdır ...
Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anh rivayet ediyor:
Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
"Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur."
(İbni Mâce, Sıyam: 44)
---
Zekât sadece maldan verilmez. Allah’ın ihsan ettiği her nimetin kendine göre bir zekâtı vardır. İlmin zekâtı bildiğini başkalarına öğretmek, ömrün zekâtı namaz kılmak, malın zekâtı hakkını vermek, bedenin zekâtı da oruç tutmaktır.
Zekâtın bir manası da temizliktir. Maldan verilen zekât onun temizlenmesine, çoğalmasına, bereketlenmesine sebep olduğu gibi, oruç da bedenin maddî ve manevî temizlenmesine, sağlık ve bereketin artmasına sebeptir.
Zekât veren insan malını kir ve günah pisliklerinden temizlediği gibi, oruç tutan da vücudunu günahlardan öyle temizlemiş sayılır. Ter temiz bir vücut ve ruha sahip olur.
Hem hain hem de hırsız sayılanlar ...
Müstevrid bin Şeddâd (Radiyallahu Anh.) anlatıyor:
– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Kim bizim memurumuz olursa, kendine bir eş edinsin. (Evlensin).
Eğer bir hizmetçisi yoksa bir de hizmetçi edinsin.
Evi yoksa kendine bir ev edinsin.
Bunların dışında kendisine kamu gelirlerinden herhangi birşey edinen hem hain, hem de hırsız sayılır."
(Ebû Dâvud)
---
Bu hadiste, devlet memurlarının kamu gelirlerinden ancak temel ihtiyaçlarını karşılamaya izin verilmekte; daha fazlasına sahip olmanın rüşvet şâibesine açık olduğu belirtilmektedir.
Durumu bozuluncaya kadar onu bırakmasın ...
Ashaptan Nâfi (Radiyallahu Anh) anlatıyor:
– Ben ticaret malımı Şam ve Mısır’a gönderiyordum. Sonra bir keresinde malımı Irak’a gönderdim ve gelip mü’minlerin annesi Hz. Âişe’ye (Radiyallahu Anh) dedim ki:
"Malımı Şam’a gönderiyordum. Orayı bıraktım. Bu defalık Irak’a gönderdim, ne dersin?"
Şöyle dedi:
"(Böyle) yapma. Sana ve eski ticaret yerine ne oldu? Allah Resûlü'nün (Aleyhissalâtü Vesselâm) şöyle buyurduğunu işittim:
"Allah birinize bir yönden rızık verdiği zaman, durumu bozuluncaya, ya da işi iyi gitmeyinceye kadar onu bırakmasın."
(İbn Mâce)
Nasihat ve öğüt vermenin tekniği ...
Şakîk bin Seleme’den (Radiyallahu Anh):
– Abdullah b. Mes’ûd Hz.leri, her perşembe günü insanlara öğüt verirdi.
Bir adam şöyle dedi:
"İsteriz ki her gün bize öğüt veresin."
Abdullah bin Mes’ud Hz.leri, şu cevabı verdi:
"Sizi usandırmaktan ve bıktırmaktan korkuyorum. Sizi bezdirmemek için arasıra öğüt veriyorum.
Tıpkı Allah Resûlünün yaptığı gibi"
(Buhârî, Müslim ve Tirmizî)
---
İnsanlara nasihat ve öğüt; bezdirmeden, usandırmadan, sevdirerek, motive ederek, şevklendirerek verilmelidir. Bu, Allah Resûlünün sünnetidir.
Hata ve Kusurlara dair ...
Hz. Muâviye’den (Radiyallahu Anh):
– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Eğer sen insanların ayıp ve kusurlarını araştırırsan, onların (ahlâk ve karakterlerini) bozar ya da onları bozmaya ramak kalırsın."
(Ebû Dâvud)
---
Ukbe bin Âmir’den (Radiyallahu Anh):
– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Kim bir ayıp ve kusur görür de insanlara anlatmayıp gizlerse, sanki (Cahiliyette) diridiri toprağa gömülmekte olan bir kızı hayata kavuşturmuş gibi sevap kazanmış olur."
(Ebû Dâvud)
Ebû Hureyre’den (Radiyallahu Anh):
"Kim dünyada bir kulun ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter."
(Müslim)
İnsanların hata ve kusurları ile uğraşmak, toplumda dostluğu, sevgiyi, saygıyı, barışı, yardımlaşmayı, huzuru zedeler.
Sehl ibni Sa’d Radiyallâhu Anh, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Kıyamet Gününde o kapıdan ancak oruç tutmuş olanlar girer, onlarla birlikte o kapıdan başka hiç kimse giremez.
O vakit, 'Dünyada iken oruç tutmuş olanlar nerededir?' diye bir ses yükselir. Onlar gelir, Cennete o kapıdan girerler. Oruçluların en son kalanı da girince kapı kapatılır, artık başka hiç kimsenin girmesine müsaade edilmez. O kapıdan kim Cennete girerse ebedi olarak susuzluk çekmez."
Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
"Kim ki Allah rızası için (malından iki sığır, iki koyun, iki dirhem) çift sadaka verirse, Cennet kapılarından, 'Ey Allah’ın (sevgili) kulu (buraya gel)! Bu kapıda büyük hayır ve bereket vardır' diye çağrılır.
Çok namaz kılan da (Cennetin) namaz kapısından çağrılır.
Mücahitler cihat kapısından çağrılır.
Oruçlular da 'Reyyan' kapısından çağrılır.
Sadaka sahipleri de sadaka kapısından davet edilirler."
Ebu Bekir Radiyallâhu Anh:
"Babam, anam sana feda olsun ya Resulallah! Bir mü’minin bu kapıların hepsinden davet olunması müşkül müdür, bir kişi bu kapıların hepsinden davet olunur mu?" diye sordu.
Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem cevaben, "Evet, hepsinden davet olunur. Ey Ebu Bekir, umarım ki, sen de o bahtiyarlardan olasın" buyurdu.
(Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercemesi, Hadis no: 895.)
Eli en uzun olanınız, cevabını verdi...
Hz. Aişe annemiz (Radiyallahu Anh.) anlatıyor:
– Bir keresinde, Resûl-i Ekrem’in (Aleyhissalâtü Vesselâm) bütün yakınları, huzurunda bir araya gelmiştik. İçimizden biri:
– Ya Resûlallah! Bizlerden hangimiz, en önce ölüp size ilk kavuşan kişi olacaktır? diye sordu.
Allah Resûlü:
– Eli en uzun olanınız, cevabını verdi.
Bunun üzerine bizler, bir kamış parçası bularak, kimin elinin daha uzun olduğunu ölçmeye başladık. İçimizde eli ve kolu en uzun olan kadın, Zem’a kızı Sevde olduğunu tesbit ettik. En önce onun vefat etmesini beklemeye başladık.
Ancak, Allah Resûlünün, eli uzun sözünden kasdı, hakiki uzunluk değil, mecazi uzunlukmuş. Yani cömertliği kastediyormuş. (Arapça’da eli uzun sözü mecazî olarak cömert manasına gelmektedir.)
Bunu Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra ilk ölen yakını, Sevde değil, Cahş kızı Zeyneb olunca anladık.
Çünkü o, çok cömert bir insandı. Kendi eliyle deriyi işler, bunların satışından kazandığı tüm parayı da sadaka olarak fakirlere dağıtırdı.
(Suyûti- Hasâisu’l-Kübra)
Keşke hediyesini kabul etseydin ...
Hz. Aişe (Radiyallahu Anh) annemiz anlatıyor:
– Fakir bir kadının yanına gittim. Yanında bulunan bir şeyi, bana hediye etmek istedi.
Onu zavallı, acınacak halde gördüğüm için, hediyesini kabule yanaşmadım.
Durumu gelip Allah Resûlü’ne (Aleyhissalâtü Vesselâm) anlattığımda şöyle buyurdu:
– Keşke hediyesini kabul etseydin ve onu mükafatlandırsaydın.
Onu hakir (değersiz) gördüğünü sanıyorum.
Ey Aişe! Mütevazi ol.
Çünkü Allah, mütevazi olanları sever ve kibirlilerden nefret eder.
(Cem’ul Fevaid)
---
Bu hadiste, Allah Resûlünün insana biçtiği değer ve saygıyı görüyoruz.
Fakir bir kişi de olsa, verdiği hediyeyi alarak onu onurlandırmak gerektiğini anlıyoruz.
– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Üç kişi belâlardan sayılır:
Kendisine iyilik yaptığın zaman teşekkür etmeyen, kötülük (yanlışlık) yaptığın zaman bağışlamayan imam (devlet reisi)
Senden iyilik görürse gizleyen, kötülük gördüğünde de etrafa yayan kötü komşu.
Yanına vardığın zaman sana eziyet eden, yanından uzaklaştığın zaman ise arkandan sana ihanet eden kadın."
(Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr)
Müşriklere karşı güçlü görünmek ...
İbnu Abbas’tan (Radiyallahu Anh):
– Resülüllah (Aleyhisselâtü Vesselâm) Umre ziyaretinde, müşriklere müslümanların güçlü olduğunu göstermek için Beytullah’ın etrafında ve Safa ile Merve arasında (hızlı ve canlı bir yürüyüşle) tavaf ve sa’y etti.
(Buhari/Hac, Megazi; Müslim/Hacc; Tirmizi/Hacc,
Ebu Davud/Menasik)
---
İbnu Abbas’tan (Radiyallahu anh):
– Resülüllah’ı (Aleyhissalâtü Vesselâm) tavafın bütün dönüşlerinde (şavtlarında) ashabına remel yapmalarını (hızlı ve çalımlı yürümelerini) emretmekten alıkoyan şey, sadece onlara duyduğu şefkatti. (Herkesin, her zaman bunu yapamamaları endişesiydi)
(Buhari/Hac, Megazi; Müslim/Hacc; Tirmizi/Hacc,
Ebu Davud/Menasik)
Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anhın rivayetine göre, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
"Âdemoğlunun işlemiş olduğu her iyilik ve ibadet, sevap bakımından on katından yedi yüz katına, Allah’ın dilediği sayıya kadar artar.
Allah buyuruyor ki: 'Ancak oruçlu böyle değildir. Çünkü oruç sırf Benim rızam için tutulmuştur, Bana aittir. O zevkleri ve yemesini Benim için bırakır.'
Oruçlu için iki sevinç vardır: Birinci sevinci iftar vaktindeki sevincidir. Diğeri de, Rabbine kavuşup mükâfatını aldığı zamanki sevincidir.
Allah’a yemin ederim ki, oruç tutanın ağzının kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur."
(İbni Mâce, Sıyam: 1)
Oruç ibadetinde gösteriş, riya yoktur. İnsan gerçekten oruçlu olduğunu sadece Yaratıcısına, kendisini besleyip büyütene, türlü türlü nimetlerle ihtiyacını giderene gösterir, arz eder. Kimsenin görmediği bir yerde orucunu bozabilecekken bozmaması, Allah için tuttuğunun en güzel ifadesidir.
İşte bunun için Cenab-ı Hak, "Oruç, Benim rızam için tutulmuştur. Bana aittir, mükâfatını da Ben vereceğim" buyuruyor.
Her iyiliğin ve ibadetin karşılığında verilecek sevap, âyet ve hadislerle bildirilirken, orucun sevabı için bir had-hudut konmamış, belli bir sayı ve miktar belirtilmemiştir.
Demek ki, ihlâsla yapılan ibadetlerin zevki, manevî karşılığı, uhrevî mükâfatı sonsuz olacaktır.
Oruç günaha engeldir ...
Muaz ibni Cebel Radiyallâhu Anh anlatıyor:
Bir seferde Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemle beraberdik. Yolda giderken, "Ya Resulallah, bana öyle iyi bir işten haber verin ki, beni Cennete soksun ve Cehennemden uzak tutsun" dedim.
Şöyle cevap verdi:
"Sen büyük bir şey sordun. Böyleyken yine bu dediğin şeyi Allah kime nasip ederse ona kolay gelir.
Allah’a ibadet edip, ona bir şeyi ortak koşma, erkân ve âdâbına uyarak namazı dosdoğru kıl, zekâtı ver, Ramazan orucunu tut; Beytullahı ziyaret et (haccet)."
Bundan sonra da, "Ya Muaz, hayır kapılarını sana göstereyim mi?" buyurdu.
"Evet, ya Resulallah."
Dediler ki:
"Oruç bir kalkandır, fenalığa karşı bir siperdir.
Su ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da günahları söndürür.
Gecenin yarısında namaz kılmak salih kulların alametidir."
(Tirmizî, İman:
---
Başka bir hadiste de Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem,
"Oruç insanı Cehennemden koruyan bir kalkandır. Tıpkı sizi savaşta ölümden koruyan kalkan gibi" buyurmuştur.
(Nesâi, Savm: 167)
Allah'tan korkanın dili kırıcı olmaz ...
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Allah’tan korkanın dili kırıcı olmaz. Öfkesinin gereğini yapmaz."
(İbn-i Ebid-dünya)
---
Allah korkusunu içinde duyan kimse, diliyle hiç kimseyi incitici olamaz. Kalp kırmaya karşı duyarlı davranır. Öfkesini de firenlemesini bilir.
Dille de cihad edilir ...
Ka’b bin Malik’ten (Radiyallahu Anh):
"Mü’min kılıcıyla olduğu gibi, diliyle de cihad eder."
(Müsned)
---
Cihad, yani düşmanla savaş ve mukaddeslerin savunmasını yapmak; sadece harp meydanında silahla yapılan mücadeleden ibaret değildir.
Silahla düşmandan korunma sağlandığı gibi, onlardan gelen tenkid ve itirazlara sözle cevap vermek, yazıyla karşı çıkmak ta önemli bir savunma aracıdır.
Hatta günümüzde gazete, radyo ve televizyon kanallarını kullanmak çok mühim bir hizmettir. Manevî cihat sayılır.
Şu halde cihadı, sadece silahlı eylemden ibaret görmemeli; bilhassa günümüzde sözle, yazıyla, görsel medyayla da İslamı yayma ve savunma hizmetinin gerekli olduğu bilinmelidir.
İffet ve namusunu korumaya dair ...
Ebu Hureyre’den (Radiyallahu Anh):
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
– Bir topluma, babası belli olmayan bir çocuğu bırakan kadına, Allah’tan hiçbir mazeret yoktur. Allah, onu bağışlamaz, cennetine de koymaz.
Kendisinden olduğu halde çocuğunu kabul etmeyen adamdan ise, Allah, kıyamet gününde uzak kalır.
(Ebu Davud)
---
İslamiyet, neslin çoğalmasını ister. Ancak bu çoğalma, meşru nikah içinde, namus ve iffet duyguları çiğnenmeden, sıcak bir aile yuvasında gerçekleşmelidir. Cemiyette evlilik dışı, babası belli olmayan çocukların varlığı, o cemiyetin geleceğini tehdit eden sosyal bir hastalıktır.
İslamiyet, topluma, babası belli olmayan fertler kazandıran, iffetini yitirmiş kadınları Allah’ın rahmetinden uzak görür. Çünkü zina mahsulü çocuklar, sahipsiz kalacağı için, namuslu bir ailede çocuğa kazandırılacak terbiye ve ahlakî formasyondan mahrum yetişecektir. Diğer taraftan o çocuk, veled-i zina gözüyle bakılıp devamlı toplumdan dışlanacaktır. Böylece topluma faydalı olması gereken bir fert, gerek terbiye noksanlığı, gerekse toplumdan dışlanma sebebiyle toplumun başının belası, potansiyel bir suçlu namzedi halini alır.
Hiç kimsenin içinde yaşadığı cemiyete böyle bir kötülük yapmaya hakkı yoktur.
Diğer taraftan, kendinden olduğu halde, yersiz şüphe ve vehimlerle çocuğunu tanımayan, babalığı reddeden kimseler de, topluma zina ürünü çocuk kazandıran kişiler kadar suçlu, Allah’ın rahmetinden uzaktırlar.
İnsaflı ve vicdanlı hiçbir insan, kesin bir delil olmadan kendi öz yavrusunu, bu şekilde utandırıcı bir mevkie düşürmez. Onu sıcak aile yuvasından koparıp, sahipsiz ve hamisiz bir şekilde sokağın merhametsiz ellerine terketmez.
İstiğfarın önemi ...
Muaviye bin Hayde’den (Radiyallahu Anh):
"İstiğfar, amel sayfalarında nur saçar."
(İbn-i Asakir)
---
Huzeyfe’den (Radiyallahu Anh):
"İstiğfar, günahların silgisidir."
(Deylemî)
---
İstiğfar, günahlarını Allah’a itiraf etmek ve bağışlaması için af dilemek demektir.
Allah’a istiğfarda bulunmak, işlenen günahları siler, temizler. İstiğfar bir çeşit günah silgisidir.
Diğer taraftan istiğfar, amel sayfalarını süsler, nurlandırır. Bu sebeple mü’min devamlı istiğfar getirir, Allah’tan af ve bağışlanma diler.
– Gizli verilen sadaka Allah’ın gazabını söndürür.
Ve kötü ölümü de bertaraf eder."
(Tirmizi)
---
İslâm’da sadakanın gizli verilmesine teşvik vardır. Zira sadaka nafile bir hayır olduğu için, nefis onunla kibirlenebilir, riyaya ve gösterişe gidebilir.
Bu sebepledir ki, gizli verilen sadaka, en üstün ve faziletli hayır kabul edilmiş, açıktan yapılan hayra nisbetle 70 derece fazla sevaplı sayılmıştır.
Gizli sadakanın, Allah’ın gazabını söndüreceğine, insanın kötü bir hal içinde ölmesine engel olacağına da hadiste işaret vardır.
Dedim ki: "Ya Resulallah, bana hayırlı bir amel tavsiye eder misiniz?"
Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, "Oruç tut, çünkü oruca denk bir ibadet yoktur" buyurdu.
Tekrar sordum: "Bana güzel bir iş yapmamı tavsiye eder misiniz?"
"Oruç tutmaya bak. Çünkü Allah yanında onun kadar sevaplı bir ibadet yoktur" buyurdular.
(Nesâi, Sıyam: 43)
---
Ali ibni Ebi Talib Radiyallâhu Anhın rivayetine göre, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:
"Oruç, içinin çektiği yiyecek ve içeceklerden kimi alıkoyarsa, Cenab-ı Hak ona Cennet meyvelerinden yedirir ve sularından içirir."
(Kenzü’l-Ummal, 3:329)
Hiçbir kimseyi, onun ibâdeti ve itaati cennete koyamaz! ...
Peygamber Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselam) bir gün, "Hiçbir kimseyi, onun ibâdeti ve itaati cennete koyamaz!" buyurdu.
Ashabdan bazıları, bu "hiçbir kimse" genellemesinin içinde, bizzat kendilerinin de olup olmadığını anlamak için:
– "Yâ Resûlallah, sizi de mi koyamaz?" diye sordular.
Allah Resûlü cevaben:
– "Evet, beni de!.
Ben de, ancak Allah’ın lûtfu ve rahmeti bürüyüp çevrelemesiyle cennete girebilirim; yalnızca ibâdetim sayesinde değil!" buyurdular.
(Buhârî)
Efendimizin dua ikliminden (Borç üzüntüsünden kurtulmak için ...
Ebu Saidi’l-Hudrî’den (Radiyallahu Anh):
"Söylediğinde Allah’ın üzüntünü giderecek ve borcunu ödemeni sağlayacak bir sözü, sana öğreteyim mi?
Sabaha çıktığında ve akşamladığında şöyle söyle:
'Allah’ım, kaygı ve üzüntüden sana sığınırım.
Âcizlik ve tembellikten sana sığınırım.
Korkaklık ve cimrilikten sana sığınırım.
Borçlar altında ezilmekten ve insanların istibdadından sana sığınırım.”
(Ebu Davud)
---
Bu hadis, borç üzüntüsü içine düşen kişinin Allah’a nasıl yalvaracağını göstermektedir.
Allah yanında amelin en makbulü ...
Hz. Âişe (Radiyallahu Anh) Annemizden:
"Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam senenin hiçbir ayında Şaban ayındakinden fazla oruç tutmaz ve şöyle buyururdu:
"Amellerden gücünüzün yettiğini yapın. Çünkü siz bıkmadıkça, Allah da size asla bıkmış muamelesi yapmaz. Allah yanında amelin en makbulü, kişinin az da olsa devam üzere işlediği ameldir."
Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anh, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurularak bağlanır. Cehennemin kapıları kapatılır, hiçbir kapısı açılmaz. Cennet kapıları ise sonuna kadar açılır, hiçbirisi kapalı tutulmaz.
Her Müslümanın kalbinde hissettiği bir ses yükselir:
Ey iyiliklere istekli olanlar, hayra yönelin!
Ey kötülüğe arzu duyanlar, kendinizi tutun!
Allah’ın bu gece Cehennemden kurtardığı pek çok kimseler olacaktır. Bu hal Ramazan’ın bütün gecelerinde tekrarlanır."
Ebu Said el-Hudrî Radiyallâhu Anhın rivayetine göre, Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz ki, Ramazan ayı ümmetimin ayıdır. İçlerinden hastalananlar olur, onu ziyaret ederler.
Bir Müslüman yalan söylemeden ve gıybet yapmadan oruç tutar, iftarını helal rızıkla yapar, farzları gözetip karanlıkta yatsı ve sabah namazına (camilere) giderse, yılanın derisini değiştirip çıkardığı gibi günahlarından kurtulup çıkar."
(et-Tergîb ve’t-Terhîb, 2:442)
---
Ebu Said el-Hudri Radiyallâhu Anhtan rivayetle Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
"Kim Ramazan ayında oruç tutar, Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınarak orucun hakkını verirse, korunması gerekenlerden de korunursa önceki günahlarından arınmış olur."
(Beyhaki, 4:304)
Oruç İnsanı Melekleştirir ...
Ubade ibni Samit Radiyallâhu Anh anlatıyor:
Ramazan ayının başladığı bir günde Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:
"İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah’ın rahmeti sizi kuşatır. O ayda yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir, dualar kabul olunur.
Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder.
Öyleyse kulluğunuzla kendinizi Allah’a sevdirin. Bu ayda asıl şaki olan, Allah’ın rahmetinden nasibini alamayan kimsedir."
(et-Tergib ve’t-Terhib, 2:99)
İnsanı meleklerden ayıran en önemli özelliği nefis sahibi olmasıdır. İnsan yer, içer, evlenir; üzülür, öfkelenir, günah işler. Fakat oruçlu iken belli bir süre için yiyip içmesini terk eder, zevklerine sınır koyar. Nefsinin ihtiyaçlarına cevap vermez, her dediğini yapmaz.
Bu arada yalan, gıybet gibi günaha sokan işlerden de kendini çeker. Gereksiz hareketlerden uzak durmaya çalışır.
İşte insan bu haliyle meleklere benzer. Çünkü melekler de yiyip içmezler, evlenmezler, günah işlemezler. Çünkü nefis taşımıyorlar.
Oysa insan nefis taşıdığı halde nefsine hakim oluyor, onun her isteğine uymuyor. Öyle ki manevî hali itibariyle melekleri bile geçebilecek vaziyete bürünüyor.
Cenab-ı Hak, arzularını dizginleyen mü’min kullarıyla meleklere karşı iftihar ediyor, onları meleklere örnek gösteriyor. Oruç tutan insanın kendi katındaki derecesini ifade ediyor. Mü’min de bu iltifata karşı, kendisini Allah’a sevdirmeye, Ona olan kulluk görevinde ciddi olmaya, yaratılışı doğrultusunda yaşamaya çalışmalıdır.
Ramazan'a dair ...
Peygamber Efendimizin Lisanından Ramazan
Oruç, İslâm'ın dördüncü emridir.
- İnsanın manevî yönden gelişmesini sağlar.
- Oruç tutan kimseyi kötü davranışlardan ve iffetsizlikten alıkor;
- ve Cehenneme girmesine engel olur.1
Allah Teâlâ, işte bu gibi özellikleri sebebiyle orucu hem Muhammed ümmetine, hem ondan önceki ümmetlere farz kıldı.2
Orucun "sayılı günlerde," yani yılda bir defa Ramazan ayında tutulmasını emretti.3
Oruç tutmanın sevabı
Namaz kılan, zekât veren ve haccedeni herkes görür. Fakat bir kimsenin oruç tuttuğunu sadece Allah bilir. Oruca riya ve gösteriş bulaşmadığı için, oruç tutan kimsenin Allah katında farklı bir yeri vardır.
Peygamber Efendimizin bildirdiğine göre Allah Teâlâ bu özel durumu şöyle açıklamıştır:
Oruç tutan kimse; yemesini, içmesini ve her türlü bedenî zevkini sadece Benim rızâmı kazanmak için bırakır; bu sebeple onun ödülünü bizzat Ben vereceğim.
Oruç tutan kimsenin çok sevindiği iki zaman vardır. Biri akşam iftar ettiği zaman, öteki de Rabbine kavuştuğu zaman.4
Orucun ve oruçlunun değerini şimdi de Resûl-i Ekrem Efendimizden dinleyelim:
Oruçlu bir ağzın kokusu, Allah yanında en güzel kokudan daha değerlidir.
Sevap olduğuna inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.5
Allah Teâlâ, kendi rızâsı için oruç tutanı, Cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırır.6
Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz kılanlar, kıyamet gününde Cennete namaz kapısından; cihad edenler cihad kapısından, sadaka verenler sadaka kapısından gireceklerdir.
Bu sekiz kapıdan birinin adı Reyyân’dır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir.
Mahşer yerinde bir ara "Oruç tutanlar nerede?" diye seslenilecek. Oruç tutanlar yerlerinden doğrulacak. Onlar Cennete girince bu kapı kapanacak; artık oradan kimse girmeyecek. Reyyân kapısından girenler bir daha susuzluk çekmeyecek.7
Sahâbîlerden biri, Peygamber Efendimizden, kendisine fayda verecek bir ibadet tavsiye etmesini istedi. Resûl-i Ekrem ona "Oruç tutmanı tavsiye ederim. Onun gibisi yoktur" buyurdu.8 Böylece orucun gösterişten uzak, ihlâs ve samimiyetle yapılan müstesna bir ibadet olduğuna işaret buyurdu.
Ramazan ayının değeri
Şimdi yine Sevgili Efendimizi dinleyelim:
Ramazan ayının daha ilk gecesinde Cennetin bütün kapıları ardına kadar açılır; Cehennemin kapıları birer birer kapanır; azgın şeytanlar bağlanıp tesirsiz hale getirilir." 9
Oruç tutan kimse, büyük günahlardan sakınırsa, iki Ramazan arasında yaptığı günahları affedilir.10
"Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi" bu aydadır." 11
Ramazan ayını oruçla geçiren, bir de her ay üç gün oruç tutan kimseye bütün yıl oruç tutmuş gibi sevap verilir.12 Çünkü iyiliklere on katı sevap verilecektir.
Bir ibadete ve iyiliğe on katı sevap verileceğini Allah Teâlâ da belirtmiştir.13
Ramazan ayı Kur'ân ayıdır. Peygamber Efendimiz Ramazan'ın her gecesinde Cebrail aleyhisselâm ile buluşur ve o güne kadar inen Kur'ân âyetlerini karşılıklı olarak birbirlerine okurlardı.14
Allah'ın Resulü her zaman cömertti; ama Cebrail aleyhisselâm ile çokça buluştuğu bu ayda, esen rüzgârdan daha cömert olurdu.15
Oruçlu nasıl olmalı?
Oruçlunun sadece midesi değil, dili de oruç tutmalıdır. Bunu Peygamber Efendimiz şöyle anlatmıştır:
- Oruçlunun ağzından kesinlikle kötü söz çıkmamalı,
- kimseyle kavga etmemeli,
- yalan söylemekten, boş ve mânâsız konuşmaktan kaçınmalıdır.
- Eğer biri ona hakaret etmeye kalkarsa, "Ben oruçluyum" deyip geçmelidir.16
Hem oruç tutup, hem yalan söyleyenin, yalan dolanla iş yapanın, yemeyi içmeyi bırakmasına Allah Teâlâ hiç değer vermeyecektir.17
Orucu oruç gibi tutmayanların eline, aç susuz kalmaktan başka birşey geçmeyecektedir.18
Sahur ve iftar vakitleri
Ramazan ayının her ânı değerli olmakla beraber bu ayda özel zamanlar vardır. Bu zamanlardan biri sahur, diğeri iftar vaktidir.
Sahur vakti hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Sahur yapınız, çünkü sahurda bolluk, bereket vardır."19
Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab'ın orucunu birbirinden ayıran en önemli fark sahur yemeğidir.20
Peygamber Efendimiz iftar vaktine de önem verilmesini istemiş; iftar saati girdiği anda oruç açmayı tembih ederek şöyle buyurmuştur:
"Müslümanlar, oruç açmakta acele ettikleri sürece hayır içinde yaşarlar."21
Kadir Gecesi
Ramazan ayı içinde en değerli zaman dilimi Kadir Gecesidir. Allah Teâlâ, "kutlu bir gece" olduğunu haber verdiği22 Kadir Gecesinin önemini özel bir sûre ile, Kadir Sûresi ile belirtmiş, ve:
- Kur'ân-ı Kerîm'i Kadir Gecesinde indirdiğini,
- Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğunu,
- o gecede sabaha kadar Allah'ın izniyle meleklerin ve Cebrail'in yeryüzüne indiğini,
- o gece yeryüzüne barış ve esenliğin hâkim olduğunu haber vermiştir.23
Resûl-i Ekrem Efendimiz de şu gerçekleri bize bildirmiştir: Bu mübarek geceyi, faziletine inanarak, karşılığını Allah'tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.24
Kadir Gecesini Ramazan ayının son on günündeki tekli gecelerde,25 hattâ Ramazan'ın yirmi yedinci gecesinde aramalıdır.26 Kadir gecesinin sabahında güneşin, iyice yükselinceye kadar, ziyâsı ay gibi sönük olur.27
Bir adam Resûl-i Ekrem'e gelerek yaşlı ve hasta olduğunu, geceleyin namaz kılamadığını, fakat Kadir Gecesinde ibadet etmeyi arzu ettiğini belirterek o geceyi kendisine söylemesini istedi; Peygamber Efendimiz de ona, Ramazan'ın yirmi yedinci gecesinde ibadet etmesini tavsiye etti.28
Bununla beraber Efendimiz, Ashabına, Kadir Gecesini Ramazan'ın yirmi dokuzuncu, yirmi yedinci, yirmi beşinci gecelerinde aramalarını da söyledi.29
Kadir Gecesi nasıl dua etmeli?
Bir gün Hz. Âişe, Allah'ın Elçisine Kadir Gecesine rastlarsa nasıl dua etmesi gerektiğini sordu. Peygamber Efendimiz de ona şöyle dua etmesini söyledi:
Allahım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet!30
İ'tikâfa çekilmek
Sevgili Peygamberimiz Ramazan ayının son on gününde dünya işlerini bırakır, Mescid-i Nebevî'ye çekilir, sadece ibadetle meşgul olurdu.
Ailesini de bu gecelerde ibadet etmeleri için uyandırırdı.
Itikâf denen bu ibadet sırasında Peygamber Efendimiz namaz kılar, Kur'ân okur ve tefekkürle meşgul olurdu.
Vefatından sonra da eşleri itikâfa çekilmeye devam etti.31
Teravih namazı
Ramazan ayının oruçtan sonra en belirgin ibadeti teravih namazıdır. Sahâbîler, Peygamber Efendimizin kendi başına teravih namazı kıldığını öğrenince, bu namazı kendilerine de kıldırmasını istediler. Hz. Peygamber onlara sadece üç defa teravih namazı kıldırdı.
Bu olay şöyle oldu:
O yıl Ramazan ayının çıkmasına yedi gün kalmıştı.
Her gece yatsı namazını kıldırdıktan sonra evine çekilen Peygamber Efendimiz, o gece mescitte kaldı ve Ashabına ilk defa teravih namazı kıldırdı. Teravih, gecenin üçte birine kadar devam etti.
Ertesi gün ağızdan ağıza Peygamber Efendimizin teravih namazı kıldırdığı haberi yayıldı. Sahâbîler mescitte toplandılar; fakat Efendimiz o akşam teravih namazı kıldırmadı.
Ertesi gün yine teravih namazı kıldırdı ve namaz gece yarısına kadar devam etti. Bir sonraki gün yine kıldırmadı.
Nihayet Ramazan'ın çıkmasına üç gün kala, eşlerine ve kızlarına da haber göndererek bütün gece devam eden bir teravih daha kıldırdı. O gün Müslümanlar sahurlarını zor yapabildiler. Sevgili Peygamberimiz teravih namazının farz olabileceğini, bunun da Müslümanları zora sokacağını düşünerek bir daha teravih kıldırmadı.32
Herkesin teravih namazını kendi evinde kılmasını tavsiye etti.
O günden sonra Sahâbîler, hem Peygamber Efendimiz zamanında, hem Hz. Ebû Bekir devrinde, hem de Hz. Ömer'in hilâfetinin ilk yıllarında teravih namazını evlerinde kıldılar.
Teravih namazlarının camide cemaatle kılınması âdeti, Hz. Ömer devrinde başladı.
Şevval orucu
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Ramazan orucunu tutanların, Ramazan'ın hemen ardından gelen Şevval ayında altı gün daha oruç tutmalarını tavsiye etti. Böylece otuz beş veya otuz altı gün oruç tutmuş olacaklarını, her iyiliğe on misli karşılık verileceğine göre, bir yıl boyunca oruç tutmuş gibi sevap kazanacaklarını söyledi.33
Asr-ı Saadetten Bir Hatıra
Haris el-Eş'arîradıyallahu anh anlatıyor:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Allah Teâlâ, Zekeriyyâ Peygamberin oğlu Yahya aleyhisselâm'a, hem kendi yapması, hem de İsrailoğullarına emretmesi için beş buyruk verdi.
Yahya Peygamber bu emirleri halka duyurmayı azıcık geciktirince, Îsâ aleyhisselâm onun yanına geldi:
"Yahya!" dedi. "Cenâb-ı Hak, hem bizzat yapman, hem de İsrailoğullarına emretmen için sana beş buyruk verdi. Bu emirleri onlara ya bir an önce söyle, yoksa ben söyleyeceğim." Yahya Peygamber:
"Kardeşim!" dedi Îsâ aleyhisselâm'a. "Allah'ın bana verdiği emirleri halka ben değil de sen duyurursan, Cenâb-ı Hakk'ın bana azap etmesinden veya beni yerin dibine geçirmesinden korkarım."
Sonra da halkı Beytülmukaddes'te topladı. Cami ağzına kadar doldu; hattâ halk şerefelerde oturdu.
Yahya Peygamber, Allah'a hamd ve senadan sonra vaaza başlayıp şunları söyledi:
"Allah bana hem bizzat uygulamam, hem de size söylemem için beş emir verdi. Ben de size onları yapmanızı emrediyorum.
İlk olarak Allah'a ibadet edecek, Ondan başkasını İlah yerine koymayacaksınız. Allah'tan başkasını İlah yerine koyan kimse bakınız neye benzer:
Bir adam, kendi öz malından bir miktar altın veya gümüşle bir köle satın alıyor ve ona 'Bak oğlum!' diyor. 'Şurası benim evim, şu da işim. Çalış, kazancını getir, bana ver!' Ama o köle ne yapıyor; kazandığı paraları efendisine değil, götürüp başkasına veriyor. Söyleyin bakalım; hanginiz kölesinin böyle davranmasını ister?
Sizi Allah yarattı ve rızkınızı O verdi; öyleyse kesinlikle Allah'tan başkasını ilah yerine koymayınız.
Allah Teâlâ size namaz kılmayı emretti. Namaz kılarken kesinlikle sağa, sola bakmayınız. Bir kul namazda sağa sola bakınmadığı sürece, Allah Teâlâ namaz boyunca yüzünü hep onun yüzüne çevirir.
Size oruç tutmanızı emrediyorum. Bakınız oruç neye benzer: "Bir topluluk arasında bir adam, adamın da, içinde misk bulunan bir çantası var. O çantadan gelen güzel koku herkesi mest ediyor ve herkes onu koklamak istiyor. İşte oruç böyle bir şey.
Oruç tutan kimsenin ağız kokusu, Allah yanında misk kokusundan daha değerlidir.
Size sadaka vermenizi de emrediyorum. Bakınız, sadaka vermek neye benzer:
Düşman, bir adamı yakalayıp esir etmiş, ellerini boynuna bağlamış, boynunu vurmak üzere bir meydana getirmiştir. Adam, kendini esir edenlere: 'Beni fidye karşılığında serbest bırakınız; çalışıp kazanırım, kazancımı getirip size veririm' demiş ve böylece canını ölümden kurtarmıştır. İşte sadaka böyledir.
Size bir de Allah'ı çokça zikretmenizi emrediyorum. Bakınız zikir neye benzer:
Bir adam düşmandan kaçmaktadır. Düşman ise onu süratle takip etmektedir. O sırada adamın karşısına sağlam bir kale çıkmış, o da bu kaleye sığınarak canını düşmandan kurtarmıştır. İşte bir kul da kendisini şeytandan ancak zikir sayesinde kurtarabilir."
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bunları anlattıktan sonra şöyle buyurdu:
"Ben de size, Allah Teâlâ'nın bana emrettiği şu beş şeyi emrediyorum:
- Yöneticinizin emirlerine uymayı,
- cihad etmeyi,
- hicret etmeyi,
- İslâm cemaatiyle birlikte bulunmayı. İslâm cemaatinden bir karış da olsa ayrılan kimse, tekrar oraya dönünceye kadar, boynundaki İslâm ilmiğini çözüp atmış demektir.
- Câhiliyyet dâvası güden kimse, Cehennemlik olur.
O sırada Sahâbîlerden biri:
"Ey Allah'ın Elçisi!" dedi. "O adam namaz kılıp oruç tutsa yine de Cehennemlik mi olur?"
Allah'ın Elçisi şöyle buyurdu:
"Evet, namaz kılıp oruç tutsa ve kendini Müslüman zannetse bile yine de Cehennemlik olur.
"Sizi 'Müslümanlar,' 'mü'minler,' 'Allah'ın kulları' diye adlandıran Allah'ın dâvasına sahip çıkınız." 34
Ebu Hureyre’den (Radiyallahu Anh):
Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdular ki:
"Birinizin ağzına toprak koyması, Allah’ın haram kıldığı şeyi koymasından daha iyidir."
(Beyhaki)
Ma’kıl bin Yesar’dan (Radiyallahu anh):
Efendimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdular ki:
"Kişinin başına demirden bir iğne batırılması, nikahlısı olmayan yabancı bir kadına dokunmasından daha iyidir."
(Taberani)
---
Bu hadislerden, mü'minler haram lokma yemekten ve nikahlısı olmayan yabancı bir kadına (cinsel duygularla) el değdirmekten şiddetle menedilmektedir
Sevindirici bir haber geldiğinde ...
"Hz. Peygambere (Aleyhissalâtü Vesselâm) sevindirici bir haber geldiğinde, Allah’a şükür için secdeye kapanırdı."
(Buhari)
Peygamberimiz sevindirici bir haber aldığında hemen, o sevindirici olayı nasip eden Allah’a şükretme ihtiyacı duyar; bu duygu içinde Allah’a şükür secdesine kapanırdı.
Kim ki bir musibete uğrar da ...
Hz. Hüseyin’den (Radiyallahu Anh):
Resulullâh Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:
"Kim ki bir musibete uğrar da bu musibetin üzerinden zaman geçmiş bile olsa, onu her hatırladığında 'İnna lillah ve innâ ileyhi râciûn' (Biz Allah'a cc. aitiz, dönüşümüz gene O'na dır.) derse, Allah onun için musibete uğradığı günde kazandığı sevap gibi sevap yazar."
(İbn-i Mace)
---
Musibetleri sabırla, rıza ile, şikayetlenmeden karşılamanın Allah katındaki fazilet ve sevabına işaret edilmektedir.
Efendimizin dua ikliminden (Allahım, bana hayırlısını ver ...
Hz. bu Bekir’den (Radiyallahu Anh) :
"Hz. Peygamber (Aleyhissalâtü Vesselâm) , bir iş yapmak istediğinde:
– Allahım, bana (yapmayı istediğim işin) hayırlısını ver.
Ve benim için en uygun olanını tercih et, diye dua ederdi."
(Tirmizi)
İnsanın yapmak istediği herşeyin onun hakkında hayırlı ve faydalı olduğunu söylemek mümkün değildir. O halde insan, bir şeyi şiddetle arzu ettiğinde, Allah’tan o şey hayırlı ise nasip etmesini istemelidir. Sonu zararlı olacak bir işe girişmekten, Allah’ın korumasına sığınmalıdır.
Resulullah.org
İyilikte dirençli ve kararlı olun ...
Huzeyfe (Radiyallahu Anh.)'den:
- Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) şöyle buyurmuştur:
"Eğer başkası bize iyilik ederse, biz de ona iyilik ederiz. Kötülük yaparsa biz de kötülük yaparız." diyenlerden olmayın. İyilikte dirençli ve kararlı olun. Başkaları size iyilik yapınca siz de onlara iyilik yapın. Kötülük yaparlarsa, onlara kötülükle karşılık vermeyin."
(Tirmizi)
---
İyiliğe iyilikle karşılık vermek, her kişinin yapabileceği bir davranıştır. Ama kötülüğe kötülükle mukabele etmemek, hatta iyiliğini sürdürmek, ancak er kişilerin başarılı olabileceği bir harekettir.
İlim, (bilgisiz ve bilinçsiz) amelden üstündür...
"İlim, (bilgisiz ve bilinçsiz) amelden üstündür. Amellerin en hayırlısı, orta olanıdır.
Allah’ın dini, aşırı sert ve aşırı yumuşak olanın arasındadır.
İyilik (iki kötülük olan) ifrat ve tefritin ortasındadır. Bu orta yola da ancak Allah’ın yardımı ile ulaşılabilir.
En kötü yürüyüş, aşırılığa kaçıp yorucu yük yüklenerek yürümektir.”
(Beyhakî)
---
Kişi dindarlıkta ne çok geride kalmalı; ne de aşırılık ve ifrata kapılıp kaldıramayacağı ve devam ettiremiyeceği ağır manevi yükler (ibadetler, iyilikler) altına girmelidir.
Usanmadan sürekli yapabileceği orta yol yürüyüşünü benimsemelidir.
"Kim ki yanında müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü de yeterken ona yardım etmezse, ALLAH dünya ve ahirette onu zelil kılar (yardımsız bırakır)."
(İbn-i Ebi’d-Dünya)
---
İslam’da gıybet haramdır. Bu haramlık sadece gıybeti fiilen işlememekle ilgili değildir. Başkalarının yaptığı gıybeti dinlememeyi, hatta böyle bir gıybete karşı çıkıp önlemeyi de kapsamaktadır.
Gıybeti önlemeye gücü yeten, bu gıybete karşı çıkmazsa, kendisi de fiilen gıybet yapmış sayılır.
Parmağına ip bağlardı ..
İbn-i Ömer’den (RadiyALLAHu Anh):
"Hz. Peygamber, birşeyi unutmaktan endişe ettiğinde, küçük parmağına veya yüzüğüne bir ip bağlardı."
(İbn-i Sa’d)
---
İnsan nisyandan alınmıştır. Unutmak doğası gereğidir. O halde insan unutmaması gereken bir iş konusunda, unutmayı ortadan kaldıracak önlem almalıdır. Bu önlem, uyarıcı bir yazı, parmağa bir ip bağlamak veya başka bir tedbir olabilir.
Sıla-i rahmi asıl gözeten ...
Abdullah bin Amr bin As’dan (RadiyALLAHu Anh.):
– ALLAH Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) şöyle buyurmuştur:
"Karşılık olsun" diye yakınlarını ziyaret eden kimse, sıla-i rahmi gerçekten gözeten değildir.
Sıla-i rahmi asıl gözeten; kendisinden ilişki koptuğu halde, ilişkisini kesmeyip sürdürendir."
(Buhari, Ebu Davud, Tirmizi)
---
Görüldüğü gibi, akrabalar arasında karşılıklı olarak gidip gelmeler, doğal bir ziyaretleşme sayılmakta; gerçek sıla-i rahmin ilişkiyi kesenden ilişkinin kesilmemesi, onun ihtiyaçları ile ilgilenilmesi olduğu belirtilmektedir.
Nasıl anılmak istiyorsan, öyle amel yap...
Abdullah oğlu Harmele (RadiyALLAHu Anh), Peygamber’imizden (Aleyhissalâtü Vesselâm) rivayet ediyor ki:
– İyiliği yap, kötülükten de sakın.
Yanlarından kalktığında halkın senin hakkında söylemelerini istediğin, kulağına hoş gelecek şeyleri yap. Ve gıyabında söylenmesini istemediğin şeyleri yapmaktan da sakın.
(Buhari/Edebül-Müfred, 114. Bab.)
---
Her insan, hayırla anılmak ister; kötü bilinmek, zararlı görülmek arzu etmez. Bunun yolu ise, insanlara hep iyilik yapmaktan, kötülükten sakınmaktan geçer.
Allah Resulü'nden (ASM)...
Üsâme bin Zeyd (r.a.) rivayet ediyor:
Şaban ayı, Receple Ramazan ayı arasında bulunan insanların çoğunun değerini
bilmediği bir aydır. Onda kulların amelleri Allah'a arz edilir. Ben amelimin
ancak oruçlu iken Allah'a arz edilmesini isterim.
– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Cibrîl bana komşu hakkında o kadar ısrarlı tavsiyede bulundu ki onu varis kılacağını sandım."
(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî)
---
Ailesi Amr bin Âs’ın oğlu için bir koyun kesdi. (Amr) Eve gelince şöyle dedi:
– Yahudi olan komşumuza onun etinden verdiniz mi?
Çünkü ben, peygamberimizin (Aleyhissalâtü Vesselâm) şöyle buyurduğunu duydum:
"Cibril bana komşuyu o kadar çok tavsiye etti ki, nerdeyse onu bana vâris kılacağını sandım."
(Ebû Dâvud, Tirmizî)
Hadis (Yedi helâk edici günahtan kaçının! ...)
Ebû Hureyre (Radiyallahu Anh) anlatıyor:
– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Yedi helâk edici günahtan kaçının!"
Denildi ki: "Ey Allah’ın Resûlü, onlar nelerdir?"
Şöyle buyurdu:
"Allah’a şirk koşmak,
Sihir yapmak,
Haksız yere insan öldürmek,
Yetim malı yemek,
Zina etmek,
Harp günü cepheden kaçmak,
Evli ve namuslu hanımlara iftira atmak."
(Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud)
Hadis (Tüm sevapları alıp götürdüler...)
Hz. Enes anlatıyor (Radiyallahu Anh):
– (Bir yolculukta) Allah Resûlü (s.a.v.) ile beraberdik; kimimiz oruç tutuyorduk, kimimiz tutmuyorduk. Sıcak bir gündü. Bir yerde konakladık. Çoğumuz elbisesiyle gölgelenmeye çalışıyordu. Bir kısmımız da güneşe karşı eliyle korunuyordu. (Derken) oruç tutanlar takatsiz düştü, tutmayanlar kalkıp çadırları kurdular ve hayvanları suladılar.
Bunun üzerine Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) şöyle buyurdu:
"Oruç tutmayanlar bugün tüm sevapları alıp götürdüler."
– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Yumuşak huyluluk, bulunduğu yeri süsler, bulunmadığı yeri ise, çirkin kılar."
"Allah refikdir. Rıfkı (yumuşak söz ve davranışı) sever. Şiddet ve hiddete vermediğini, yumuşak söz ve davranış için verir."
(Müslim ve Ebû Dâvud)
(Hz. Cerîr’den (Radiyallahu Anh):
– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Kim ki rıfk (yumuşaklık)tan yoksun olursa, bütün iyiliklerden yoksun olur."
(Müslim ve Ebû Dâvud)
Hadis(Artık o, ikinci yarısı husûsunda Allah'a niyâzda bulunsun .
Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:
"Allah, bir kimseye iyi (sâliha) bir hanım nasip etmiş ise, ona, dîninin emirlerinin yarısını yerine getirmekte yardım etmiş demektir. Artık o, ikinci yarısı husûsunda Allah'a niyâzda bulunsun."
(Hakim)
Kocası için iyi bir hanım, tıpkı başına giydirilmiş altın kaplamalı kral tâcı gibidir; onu her görüşünde gözlerinin içi ışıldar.
Huysuz kadın ise, aynen, yaşlı ihtiyârın sırtındaki ağır yüke benzer.
Hadis(Şu salkımı al, hemen annene götür ...
Nûman b. Beşîr (Radiyallahu Anh) şöyle bir hâtırasını dile getirmektedir:
– Resûlullah Efendimiz’e (Aleyhissalâtü Vesselâm), Tâif’ten hediye olarak üzüm gelmişti.
Beni çağırıp: "Şu salkımı al, hemen annene götür!" dedi.
Ben de, salkımı aldım; ancak anneme götürürken, yolda (dayanamayıp) kendim yedim.
Bir kaç gün sonra, Allah Resûlü beni görünce sordu:
"– Üzüm salkımını ne yaptın; annene götürüp verdin mi?"
"– Hayır!" dedim.
O zaman bana:
– "Vefasız!" diye hitap buyurdu.
(İbn-i Mace)
Bu hadisten, Allah Resûlünün verdiği bir emrin yerine getirilip getirilmediğini takip ettiği anlaşılmaktadır. Çocuk eğitiminde bu takibin büyük önemi vardır.
Hadis Allah senin itaatını artırsın ...
Abdullah bin Revaha Hz.leri (Radiyallahu Anh.), bir gün mescide gelirken, Allah Resûlünün (Aleyhissalâtü Vesselâm)mescidin içinde, cemaate "oturunuz!" emrini verdiğini duydu.
Kendisi henüz mescidin içine girmemişti. Emri duyar duymaz yolda olduğu yere oturdu. Resûlüllah mescidden çıkana kadar, orada oturmaya devam etti.
Efendimiz (a.s.m.) mescidden çıkıp yanından geçerken, onu gördü.
– Niçin yolda oturuyorsun? diye sordu. O da:
– Sizin "oturunuz" sözünüzü işittim ve hemen oturdum, cevabını verdi.
Allah Resûlü, bu davranıştan çok memnun oldu.
– Allah senin itaatını artırsın, diye de hayır duasında bulundu.
(İbn-i Abdi’l-Berr)
---
Allah Resûlünün tavsiye ve emirlerine boyun eğmenin önemine işaret vardır.
Hadis 3 Altın nasihat ...
Peygamberimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) bir gün:
"Arkadaşınla ağız kavgasına girme; ona şaka da yapma; bir söz verip tutmamazlık da etme!" buyurmuştu.
"Ama yâ Resûlallah, siz de şaka yapıyorsunuz!" diye soruldu. Allah Resûlü: "Evet, ben de şaka yaparım; fakat ben, (şaka yaparken bile) sadece doğruyu ve gerçeği söylerim" cevabını verdiler.
(Buhari)
---
Peygamber Efendimiz; alay etme, hafife alma, dalga geçme, küçük düşürme gibi ahlâk dışı bir maksatla yapılan şakaları şiddetle kınamıştır.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız